ayvalik-ören-akcay-gezilecek-yerler

AYVALIK – ÖREN – AKÇAY GEZİ NOTLARIM

Yoğun iş temposunun ve sıcak havanın vermiş olduğu bıkkınlıktan kendimizi acilen İstanbul dışına atmamız gerektiğine inanıyorduk. Oraya gidelim buraya gidelim derken bir anda Ayvalık fikri ortaya atıldı. Hem daha önce gitmemiş biri olarak Ayvalık ismi bana cazip geliyordu hem de bir tanıdığın otelinde indirimden faydalanmayı umuyorduk. Tüm bu argümanlardan sonra geriye sadece tarihi kesinleştirip vapur biletini almak kalıyordu. Bu aynı zamanda, Couchsurfing aracılığıyla tanıştığım Avustralyalı hatunu haber vermek suretiyle ekmek zorunda kalacağım anlamına da geliyordu.İçimde bir burukluk olsa da karar verilmişti artık. Nihayet 6 Temmuz Cuma gününe vapur biletlerimizi aldık. Ancak bize yakın olan Yenikapı’ya değil, Pendik Arabalı Vapur İskelesi’ne gidecektik. Bunun için öğleden sonra saat dört buçuk gibi Haydarpaşa’ya gitmek üzere Eminönü Vapur İskelesi’ne geldik. Arabayı almak için de Haydarpaşa Garı’na ulaştıktan sonra banliyö treni ile Maltepe’ye gittik ve kısa bir bekleyişin ardından arabayı aldık. İstikamet Pendik’ti…Yalova’ya gidecek vapurumuzun kalkışına on beş dakika kala iskeleye geldik. Bilet, araba kontrolü, park vs. derken koltuklarımıza yerleştik. Masmavi denizi seyrede seyrede yaklaşık kırk beş dakika sonra Yalova’ya vardık. Orada otelden tanıdığımız bir İtalyan çift ile buluşacaktık. Onlar Ayvalık üzerinden Midilli’ye geçeceklerdi. Birkaç telefonlaşmadan sonra nihayet geldiler ve Hüso’nun iki saatte gideriz dediği ama aslında beş saat sürecek olan Ayvalık’a doğru yola çıktık.

Yolculuk boyunca gelecek yılki İtalya planlarımdan bahsederek yaklaşık yarım saati İtalyanlarla muhabbet ederek geçirmeyi başarmıştım. Sonrasında onlar da susmayı tercih edince iki taraf da bir bakıma rahat nefes almıştı. Ne de olsa hiçbir ortak yönümüz yoktu. Sadece otobandaki kedi (!) mevzusunu açıklığa kavuşturmuştum. Neyse, sağa sola bakına bakına Susurluk’a kadar geldik. Orada yemek molası verdik ve tekrar  yola koyulduk. Saatler gece on iki buçuğu gösterdiğinde nihayet Ayvalık’taki otelimize gelebildik.

Uykumuz olmadığından otele yerleştikten sonra merkeze doğru yürüyüşe çıktık. İçeceklerimizi ve çıtır çerezlerimizi alarak denize karşı banklara çömeldik. Denizi seyre daldık. Biraz daha takıldıktan sonra gecenin ikisinde Ayvalık tostlarımızı yedik ve sonra otele geri döndük. İlk gece bu şekilde geçti.

1. GÜN : ÖREN – AKÇAY

Sabah kahvaltımızdan sonra araba altımızda olunca Ayvalık’ta takılmayarak Ören tarafına geçtik ve sahile ulaştık. Burada beş on dakika denizin keyfini çıkardık ve sonrasında etrafı keşfe çıktık. Bir tarafta Pegasus heykeli diğer tarafta yeşilliklerin arasından görünen masmavi deniz.. Burası Ayvalık’tan kesinlikle birkaç gömlek daha üstün. Pek fazla detaylı anlatmıyorum çünkü burada geçirdiğimiz zaman bu anlattıklarımdan ibaret. Klasik bir tatil beldesi işte. Gündüz vakti yapacak pek bir aktivite yok.

orene-nasil-gidilir
Ören Plajı

Ören’deki kısa turumuzun ardından Akçay’a doğru yola çıktık. Burası da Ören gibi klasik bir tatil beldesi ama nasıl Ören, Ayvalık’tan birkaç gömlek üstünse Akçay da Ören’den – birkaç olmasa da bir gömlek üstündü. Burada da amaçsız bir şekilde Kordon’u turladık. Ancak ben görülmeye değer daha güzel yerlere gitmek istiyordum. Bölgeyi pek bilmediğimden Hüso’nun tavsiyesine Lüfer ile birlikte uyarak Hasan Boğuldu Şelalesine doğru yol aldık.

Hasan Boğuldu Şelalesi, Kaz Dağları Milli Parkı’nın sınırları içinde mükemmel bir yer. Daha yukarılarda bir de gölet varmış ama oraya çıkmaya fırsatımız olmadı. Onun yerine köyün girişinde aldığımız karpuzumuzu derenin buz gibi sularında on dakika beklettikten sonra afiyetle yedik. Yalnız derenin suyu hayatımda hayatımda gördüğüm en soğuk suydu. Manzara desen cennet gibiydi. Kelimeler yetersiz kalacağı için kendi objektifimden resim yüklemek sanırım daha uygun.

kaz-daglari-milli-parki
Hasan Boğuldu şelalesinden süzülen sular..

Zaman kısıtlamamız olmasaydı burada daha fazla kalmak isterdim. Duyarlı bir vatandaş olarak çöplerimizi topladıktan sonra maalesef Ayvalık’taki otelimize geri dönüş hazırlığına başladık. Burada şunu belirtmem gerekir ki Hasan Boğuldu’ya gelirken izlenecek yol hem çok dar hem de çok virajlı. Sürücüler aman dikkat..

Gün batımına yakın bir zamanda otele ulaştık ve bir saat kadar dinlendik. Günün kalan kısmını Ayvalık’ta geçiremezdik. Gördüğümüz yerler içerisinde en iyisi olan Akçay’a gitmeye kadar verdik. Yaklaşık bir saat süren yolculuğun ardından Akçay’a vardık. Kordon’da o saatte gördüğüm kalabalığı ben İstiklal Caddesi’nde görmedim. Tek söyleyeceğim bu. Gerçekten gündüz olduğu kadar geceleri de çok canlı bir yer burası.. En sonunda kalabalıktan sıkılınca bir kafeye oturup içkilerimizi söyledik. Ancak ortalık hafiften toz duman olunca Ayvalık’a geri döndük.

2. GÜN : AYVALIK – CUNDA ADASI – ŞEYTAN SOFRASI

Hüso’nun sabah ortadan kaybolmasıyla Lüfer ile rota belirlemeye çalışıyorduk. Ama yolculuktan önce tüm planlar araba üzerine kurulunca bu kolay değildi. Çaresizce merkeze doğru yürüdük ve oradan Cunda Adası’na gitmek için dolmuşa bindik. Duyduğum kadarıyla akşam vakti adada hayat başlıyormuş. Ama içinde bulunduğumuz günün akşamına doğru yolda olmamız gerektiğinden adadaki balık restoranlarında yemek yiyemeden, arnavut kaldırımlarda yürüyüp etrafı keşfedemeden ve bazı tarihsel öneme sahip yerleri gezemeden Şeytan Sofrası’na gidecektik. Yapabildiğimiz sadece yol boyu biraz yürüyüp dondurma yemek ve ismini şu an hatırlayamadığım ancak mükemmel slow şarkılar çalan bir kahvede çay içmek olmuştu.

ayvalika-nasil-gidilir
Şeytan Sofrası’ndan bir manzara

Hüso’nun nihayet ortaya çıkmasıyla birlikte Cunda’dan direkt Şeytan Sofrası’na doğru yola çıktık. Şeytan Sofrası’nın hikayesi ise şuymuş : Osmanlı’nın ilk zamanlarında bu civarda yaşayan Rum ve Anadolu insanı büyük bir kıtlık yaşamış. Müslüman ve Hristiyan din adamları bu kıtlığın, kendisini halktan soyutlayan ve dağlarda mistik bir hayat süren Panolepe yüzünden olduğuna kanaat getirip onu cezalandırmak istemişler. Panolepe aynı zamanda şeytanın lakaplarından biriymiş. Bunu duyan Panolepe devasa bir sofra hazırlamış. Kendisini cezalandırmaya gelen halk da bu sofrayı görünce hemen sofraya hücum etmiş. İnsanların meşguliyetinden yararlanan Panolepe ise oradan uzaklaşıp hayatını kurtarmış. O günden sonra da buranın adı Şeytan Sofrası olarak kalmış. Bu bölgede aynı zamanda Zeus’un ayak izi de yer almakta.

Şeytan Sofrası son durağımız olacaktı. Burayı sadece mükemmel manzarası için öneririm. Kesinlikle yeme-içme yeri değildir, gezginlere duyurulur. Tabi 250 ml şişe kola ve 0.5 litre suya 6,5 lira ödemek zorunuza gitmezse bu dediğime kulak asmanıza gerek yok..

Manzaranın tadını çıkardıktan sonra yavaş yavaş yola çıkmak gerekiyordu. Saat öğleden sonra dört gibi otele geldik ve çantalarımızı alarak tekrar yola koyulduk. Dönüş yolunda belli yerlerde trafik vardı ve bu da bizi açıkçası biraz endişelendirmişti. Neyse ki Yalova’dan kalkacak vapurumuza yemek molası vermemize rağmen rahatça yetiştik. Ve sonrası gece karanlığında İstanbul..

Sonuç olarak bir değerlendirme yaptığımda gezip gördüğüm yerler kadarıyla sıralamam; Akçay > Ören > Ayvalık şeklinde olur. Ayvalık merkezde hiç birşey yok. Plaj olarak Sarımsaklı plajı var ama o kadar yola değeceğini sanmıyorum. Onun yerine gece dışarıda takılmak da isterseniz Akçay daha mantıklı diyebilirim.

Bir dahaki yolculukta görüşmek dileğiyle.

[ Gezi Tarihi : 6-7-8 Temmuz 2012 ]

One yorum

  1. Hasanboğuldu şelalesi gerçekten bu taraflara yolu düşen herkese tavsiyemdir. Balıkesir’den selamlar.

Yorum Yap

E-mail adresiniz yayınlanmayacaktır. İşaretli alanların doldurulması zorunludur. *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

WpCoderX