yedikule-zindanlari

Yedikule’den Rumeli’ye..

Güzel ve güneşli bir Nisan sabahıydı. Sevgili Lüfer ile birlikte İstanbul’un tarihi yapılarını yeniden keşfetme adına yaptığımız turların bu seferki durağı ilk önce Yedikule Hisarı’ydı. Öğlen saat on ikiye kadar burayı bitirip oradan Rumeli Hisarı’na geçmeyi planlıyorduk. Bunun için gerekli materyallerimizi aldıktan sonra sabah saat ona doğru yola koyulduk..Gezimize, bize daha yakın olan Cankurtaran tren istasyonundan başladık. Jetonlarımızı aldıktan yaklaşık on dakika sonra trenimiz geldi. Sağ tarafımızda yer alan eski İstanbul evlerine; sol tarafımızda da yer yer karşımıza çıkan eski İstanbul surları ve aralardan görülen masmavi denize baka baka on beş dakika sonra Yedikule’ye vardık. Dar sokaklar ve etrafındaki evlerin arasından geçerek hisara ulaştık. Türk vatandaşları için giriş ücreti 10 TL ve maalesef müze kart geçerli değil..İçeriye girdikten sonra ilk göze çarpan şeyler; Fatih zamanında yaptırıldığı düşünülen caminin minaresinin şerefeye kadar olan kısmı, minareye kadar olan yeşillikli yolun her iki tarafındaki top gülleleri ve hemen arkasında park etmiş halde bulunan beyaz kamyonetler..Sonradan edindiğimiz bilgiye göre bu kamyonetler Leyla ile Mecnun adlı dizinin 45. bölümünün çekimleri için oradaymış.
yedikule-zindanlari
Yedikule’de ilk göze çarpanlar..

Yedikule Hisarı ilk inşa edildiğinde Porta Aurea yani Altınkapı denilen ve zafer takı amacıyla yapılan bir kapıdan ibaretti. Bu kapı aynı zamanda şehre giriş kapısıydı. 413-439 yılları arasında ise II. Teodosius bu kapının sağına ve soluna birer kule ekletti. Daha sonra IV. Kantakuzen de birer kule ekletince kapı, dört kuleli hale geldi. Fatih Sultan Mehmet de 1470 yılında üç kule daha ekletip bu yapıyı kapalı bir hisar haline getirdi. O günden sonra da adı Yedikule Hisarı oldu. Yani yapılış amacı, adı gibi zindan oluşturmak değil. Hatta burada Fatih zamanında bir mahalle kurulduğu da söylenir.

Osmanlılar zamanında buradaki çeşitli kulelerde silah ve zırhlar, külçe altınlar, savaş aletleri ve antika eşyalar da saklanırmış. Hisar zamanla işlevini yitirmeye başladıktan sonra ise zindan olarak kullanılmaya başlanmış.

Eğer ilk defa gidiyorsanız Yedikule Hisarı’na giriş yaptıktan sonra gördüğünüz manzara beklentilerinizin çok altında olabilir. Çünkü ortada genişçe bir alan, karşıda surlar ve kulelerden başka pek bir şey yok. Ancak bir kere basamakları tırmanıp yukarıda gezindikçe insan aşağıya inmek istemiyor.

yedikule-zindanlari
Hisarın genel görünüşü..

Lüfer ile birlikte kuleden kuleye geziyor, kale burçlarından Marmara Denizi’ne bakıyor ve beğendiğimiz açılardan resimlerimizi çekiyoruz. Daha sonra dar merdivenlerden aşağıya inip Altınkapı’nın denize bakan tarafında kalan kuleye yani Genç Osman kulesine giriyoruz. Burada idam edilecek kişilerin bağlandığı işkence tahtası da hala durmakta. Bu dar ve nemli bölüme girince kendimizi bir an o dönemde yaşıyormuşuz gibi hissettik. Çok karanlık olduğundan burada çektiğimiz resimler de pek bir işe yaramadı..

Yolumuza devam edip merdivenleri tırmandık ve sonunda Genç Osman’ın idam edildiği odayı gördük. Burası fazla büyükçe olmayan bir odacık. Hani madem idam edilecekti, Osmanlı padişahına yakışır daha güzel bir yer de seçilebilirdi kanımca.. Buradan çıktıktan sonra bu kulenin tam karşısındaki, girişe yakın yerdeki kuleye girdik ve zindan olarak kullanılan bölmeyi üstten aşağıya fotoğrafladık…

yedikule-zindanlari
Zindanların genel görünüşü..

Yaklaşık iki saatimizi harcadığımız Yedikule’den sonra rotamızı Rumeli Hisarı’na çevirdik. Hesapladığımız gibi saatimiz öğlen on ikiyi gösteriyordu. Trene atlayıp Sirkeci’ye, oradan da tramvaya geçip son durak olan Kabataş’a vardık. Buradan da otobüse bindik. Ancak bindiğimiz otobüs Rumeli Hisarüstü hattı olunca sahilden gitmek yerine üst tepelerde dolaştık durduk. Yorulduğumuzu hissedince Boğaziçi Üniversitesi kampüsüne yakın bir yerde Hisar Börekçisi’ne girip birer porsiyon böreği afiyetle yedik ve yolumuza devam ettik. Dolambaçlı yolları takip edip deniz seviyesine indiğimizi farkedince doğru yolda olduğumuzu anladık. Yarım saat-kırk beş dakika falan yürüdükten sonra nihayet sahile inebildik ve enfes Boğaz manzarasına karşı banklarda biraz dinlendik.

rumeli-hisari
Boğaza karşı dinlenirken..

Birer kutu Burn içtikten sonra ellerimizde müze kartlarımız Rumeli Hisarı’na girdik. Girişte aldığımız broşürlere bakarak etrafı keşfe çıktık. İçeriye girdikten sonra hisarın ilk avlusunda sergilenen 17. ve 18.yüzyıllar kalma topları ve gülleleri fotoğrafladık. Sonra ilk olarak topların hemen karşısındaki Halil Paşa Kulesi’ne girdik. Burada İstanbul’un fethi sırasında Bizanslılar tarafından Haliç’in girişine çekilen zincirin bir parçasını görmek mümkün. Zincirin geri kalanı ise Harbiye’deki Askeri Müze’de sergilenmekte.

rumeli-hisari
İstanbul’un savunması için Haliç girişine çekilen zincirin bir kısmı..

Halil Paşa Kulesi’nden, ileriki bölümler kilitli olduğu için geri çıktık. Elimizdeki broşüre göre Küçük Zağanos Paşa Kulesi’nden büyüğüne doğru yorucu merdivenleri bir bir çıktık. Daha yukarlara çıkınca İstanbul’un muhteşem güzelliği daha iyi anlaşılıyor.

rumeli-hisari-ziyaret-saatleri
Rumeli Hisarı’ndan görünüm..

Manzaranın büyüsüne kapılıp flaşları birbiri ardına patlatıyoruz. Yalnız hisarda beğenmediğim tek bir yön vardı, o da maalesef birçok kulenin içine girilememesiydi. Bu yüzden yalnızca dışarıdan bakmak ve fotoğraflamakla yetindik..

Yaklaşık otuz dönümü kapsayan ve üç büyük kule ile surlardan oluşan Rumeli Hisarı’nın yapımına 15 Nisan 1452’de başlanmış ve 31 Ağustos 1452’de bitirilmiş. Aradaki süre, yapının büyüklüğü göz önüne alındığında inanılır gibi değil.

Rumeli Hisarı’ndaki yapıların belki de en ilgi çekeni mini amfitiyatro ve tam ortasındaki minaredir. Bu mini amfitiyatro yakın tarihimizde yapılan restorasyon sonrasında eklenmiş. Yani Osmanlı zamanında değil. Günümüzde yapılan açık hava konserleri için kullanılıyor.

rumeli-hisari-turu
Mini amfitiyatro ve minare..

Rumeli Hisarı’nda da yaklaşık iki saat geçirdikten sonra niyetimiz Anadolu Kavağı’na gitmekti. Hatta bunun için otobüse atlayıp Sarıyer’deki iskeleye bile gittik. Ancak hem akşam işimin olması hem de vapur için bir saat beklemek zorunda olduğumuz için Anadolu Kavağı gezimizi ileri bir tarihe erteledik. Boş zamanımızda yapacağımız ilk gezi bu olacak ve izlenimler blogdaki yerini alacak.

[ Gezi Tarihi : 21 Nisan 2012, Cumartesi ]

2 yorum

  1. Yusuf Bahadır Keskin

    Başarılı bir yazı olmuşi lüferle senin eline ve ayağına sağlık :)
    Yazının bir bölümünde Genç Osman’ın idamından bahsetmişsin, konuyla ilgili çok ilginç bilgiler edinebileceğin Okay Tiryakioğlu’nun IV. Murat – Gürz ve Zafer kitabını tavsiye ederim.

  2. Göz atmak isterim sayın ybkeskin bey :) İnternette rastladığım Temrin dergisindeki bir yazı dikkatimi çekti. Orada Genç Osman direnince cellatlar baltalarla iki kolunu parçalıyorlarmış. Benim bildiğim kan dökmeden boğularak öldürüldüğüdür. Burada yazar öyle bir anlatmış ki sanki padişah öldürülürken oradaydı.

Yorum Yap

E-mail adresiniz yayınlanmayacaktır. İşaretli alanların doldurulması zorunludur. *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

WpCoderX