brugge-gezilecek-yerler

Avrupa Yolculuğu 2. Gün : Brugge ve Paris

Brugge’e hoşgeldiniz !!
Beklentilerimizin altında kalan Brüksel’den sonra rotamız Brugge kenti idi. Sabah erken kalkıp izcilerin yediğinden bile daha zayıf  bir kahvaltı ile karnımızı doyurduktan sonra Brugge’e hareket ettik ve yaklaşık bir buçuk saat sonra kente vardık. Hedef kenti dolaşmak ve tekne turu yapmaktı. Tur programında yer alan “tüm grubun katılımı ile ekstra düzenlenecek Brugge Kenti ve Tekne Turu” ibaresi başlangıçta hepimize çok sempatik gelmişti ve gözümüz kapalı 40 €’yu rehbere vermiştik. Ama rehber, yine bir dalavere ile tekne turlarının kış mevsimi sebebiyle yapılmadığını ve tekne turu parasını iade edeceğini söylemişti. Yapacak bir şey olmadığından, onun yerine yaklaşık 3 saat gezimize kaldığımız yerden devam ettik ve alışveriş yapıp resmettik gördüğümüz ilginç yerleri kendimizce.

Öncelikle şunu söylemeliyim ki bu kente iner inmez klasik Ortaçağ kokusunu alabiliyorsunuz. Bana göre Brugge, gerek mimari açıdan gerekse görsellik bakımından Brüksel’den çok daha iyi bir şehir; fakat Brüksel’e göre çok sakin ve sessiz bir yer. Oradayken sokaklarda genelde pek fazla kişi yoktu ve birçok dükkan da kapalıydı. Pazar gününden olsa gerek.. Sessiz ve görkemli yapıların arasından yolumuza devam ederek devasa Belfort Kulesi önünde durduk ve rehberin birkaç açıklamasından sonra herkes kendi çapında keşfe çıktı şehri..

Belfry ya da diğer adıyla Belfort Kulesi

S’ius ve ben, önce domuz yağından yapılmadığını umduğumuz patates kızartmasıyla, sabah kahvaltıdan sonra midemizde boş kalmış yerleri doldurmaya çalıştık. Daha sonra da kalan vaktimizi, Grote Markt’ta ya da diğer adıyla Büyük Meydan’da, çeşitli anıtların ve mimari değeri yüksek olan yapıların yakınlarında resim çekerek tamamladık. Brugge hatırası olarak aldığım içi su ve pulumsu cisimlerle dolu küreden sonra tekrar kulenin önünde buluştuk ve artık saatler 12:30’u gösteriyordu. Paris yolculuğu başlayacaktı…

Vira bismillah diyip otobüse atladık ve Paris yolculuğumuz başladı. Yol üzerinde Fransa-Brüksel sınırını geçtikten sonra vardığımız bir tesiste yarım saatliğine mola verdik. Tesislerde sadece biz yoktuk tabi ki. Disneyland için tüm okul olarak tura çıkan İngiliz liseli tayfa da oradaydı. Kızlara fazla umut vermemek için yiyecek bir şeyler alıp kısa bir tur attıktan sonra tekrar araca bindik ve Paris yolculuğuna kaldığımız yerden devam ettik.

Eiffel Kulesi ve ışıklar

Paris’e yaklaştığımızda ilk önce Saint Denis yakınlarındaki Stade de France karşıladı bizi. Tabi gözler doğal olarak Eiffel Kulesi’ni arıyordu. Çok geçmeden onu da görünce heyecanımız bir an olsun geçti. Biraz daha ilerledikten saat öğlen dört buçuk gibi Seine Nehri’nde tekne turu yapmak için durduk. Akşam üzeri saat beş gibi yarım saatlik tekne turumuza başladık. Dışarısı acayip soğuktu ama nehrin her iki yakasında bulunan, mimari açıdan inanılmaz büyüleyici yapıları gördükçe Şener Şen gibi soğuğu kafamızdan silmeye başladık..Louvre Müzesi, Orsay Müzesi, Concorde meydanındaki Dikilitaş ve daha birçok müze ve saray ile nehrin ortasında Ile de la Cité dedikleri adacığın üzerindeki ünlü Notre Dame Katedrali de ortamı ısıtarak adeta bizi selamlıyordu.

Hava kararmaya başlayınca Eiffel Kulesi’nin ışıkları da yanmaya başladı ve Paris’in neden bu kadar çekici bir yer olduğunun da cevabını verdi bir bakıma. Gerçekten büyülenmemek elde değil. Bu bize yetmeyecekti tabiki de ertesi gün kulenin en tepesine çıkacaktık..

Avenue de Champs Elyseés

Yarım saatin ardından tekne turumuzun sonuna gelmiştik. Rotamız Paris’in elit mekanı, ünlü alışveriş caddesi Champs Elysee idi. Panaromik turumuzun son durağı olan Champs Elysee caddesine grubun içerisinde ilk ayak basan ben olmuştum. Önce bir kafeye gidip Avrupa turumuz boyunca milli yiyeceğimiz olacak büyük boy kruvasanlardan iki tane ısmarlayıp kahve ile birlikte mideye indirmiştim. Champ Elysee’ye gelip facebooktan durum güncelleyip hava basmamak da olmazdı tabi..Ona niyetlenmiştim ama maalesef lanet olası telefonumun şarjı bitmişti..

Kafeden çıktıktan sonra yaklaşık 1 saat daha takıldık caddede..Tatilimiz boyunca benimsediğimiz “Gördüğün anda alacaksın” felsefesi ile girdiğimiz dükkanda Paris anahtarlığına 2,5 € bayılıp elit sınıfına sokmuştum kendimi. Artık Parisli olmuştum.Halbuki bir gün sonra on tanesini 4 €’ya alacaktım…Her neyse oradan çıktıktan sonra Napoleon Bonaparte tarafından değil de fikriyle diyelim, Austerlitz zaferine atfen yaptırılan Arc de Triomphe ya da bilinen adıyla Zafer Takı’nı çeşitli açılardan fotoğrafladık. Göz açıp kapayıncaya kadar geçen 1 saatin ardından toplanıp Noisy Le Grand’daki otelimize döndük.

Otele dönerken kurnaz rehberimiz işi önceden bitirmek için henüz aracın içindeyken Paris şehir merkezinde daha detaylı yapılacak ekstra tur için nabız yoklama girişimlerine başladı ve bu girişimler sonucu grubun tamamına yakınını avucunun içine çoktan almıştı..Maceracı bizler ise kendimiz gezecektik ve yeni yeni kaynaşmaya başladığımız diğer elemanlarla bu konuyu tartışıyorduk. Otele vardığımızda lobide toplantımızı yaptık. Haritalar açıldı, güzergahlar belirlendi ve otelden çıkış saati kararlaştırıldı. Önderliğini üstlendiğim plan, millete cazip gelince yaklaşık 10 kişi, rehber ile gezme fikrinden cayıp paralarını geri aldılar ve adam başı 65 €’dan toplam 650 € kurnaz rehbere fena girmiş oldu. Brüksel’deki çikolata katliamından sonra rövanşı alan bizler ise, yorucu yeni gün için enerji depolamak adına derin ve keyifli bir uyku çektik.

Ertesi gün hedefimiz Paris şehir merkezini ve civarını keşfetmek olacaktı.

[ Gezi tarihi : 29 Ocak 2012, Pazar ]

One yorum

Yorum Yap

E-mail adresiniz yayınlanmayacaktır. İşaretli alanların doldurulması zorunludur. *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

WpCoderX