rembrandt

Avrupa Yolculuğu 6.Gün : Köln Görünümlü Amsterdam

Özgürlükler şehri Amsterdam’a geçecek oluşumuz, geçen beş günün verdiği yorgunluğa rağmen sabahın yedisinde gayet dinç bir şekilde kalkmama yetmişti. Artık Avrupa turumuzda sona geliniyordu. Kalan son iki günde Amsterdam’ın tadını çıkaracaktık. Rotamız, sadece 2 saat kalacağımız Köln üzerinden Amsterdam’a geçişti..
koln-gezisi
Dom Katedrali

Diğer kaldığımız otellerinkinden pek farkı olmayan kahvaltısının ardından takeaway kahvemi de alıp Lüksemburg’taki otelimizle vedalaştık ve yola koyulduk. İki buçuk saatlik yolculuğun ardından vardığımız Köln’de bizi ilk karşılayan, yapımı çeşitli nedenlerle ancak 632 yılda tamamlanabilen Dom Katedrali idi. Gotik tarzda yapılan çift kuleli katedralin yüksekliği 157 metreymiş ve şehrin her yerinden görülebiliyormuş.

Katedrali sadece dışarıdan fotoğraflayıp alışveriş caddelerinin bulunduğu yere yöneldik. Yoldayken tur arkadaşlarından birinin 150 €’ya Iphone satıldığını söylemesi sonucu direkt Media Markt’a attık kendimizi. Öyle inceden bakındık ve bunun gerçek olmadığını anlayınca yalandan dolandık ve iki saat bile tam olarak dolmadan tekrar yola koyulmak üzere otobüsümüze yöneldik.Tabi bir yandan da rehbere küfürler savuruyorduk..Yapacak bir şey olmadığından Rhein Nehri’nden şehre son defa bakarak kalbimize gömdük Köln’ü.. Evet Köln maceramız bu kadardı sevgili blogseverler. Sıra en keyif aldığım yer ve aynı zamanda Avrupa turumuzun son durağı olan Amsterdam’dı.

amsterdam-turu
Edam peynirleri

Her ne kadar Köln gezimizden hiçbir şey anlamasak da Amsterdam’a gidiyor oluşumuz bize orayı çoktan unutturmuştu bile..Köln’den yaklaşık üç saat süren Amsterdam şehir merkezine gelişimizden önce, yol üzerinde karşılaştığımız yel değirmenlerinin yanında birkaç hatıra fotoğrafı çektikten sonra Amstelveen’de enfes edam peynirlerinin ve ünlü tahta takunyaların yapıldığı Rembrandt Hoeve adında çiftlik evi tarzında bir yere geldik. Her ne kadar rehberin komisyon kokuları net bir şekilde alınsa da peynirleri gerçekten güzeldi. Kendime bir füme ve bir hardallı peynir ile bir çift hediyelik küçük takunya aldım. Gerçi rehberin dediğinin aksine ve uygun fiyata dahi şehir merkezinden bunların hepsini temin edebiliyorsunuz..

amsterdam-turuAlışveriş faslı bittikten sonra artık şehir merkezine inme vakti gelmişti. Rembrandtplein diye tahmin ettiğim yerde indik ve meydana doğru yürüyümeye başladık. S’ius ile ben, mal turist damgası yememek için grubu yaklaşık on beş metre geriden takip ediyorduk. Neyse, biraz yürüdükten sonra şehrin merkezi konumundaki Dam Meydanı’na geldik. Rehberin üstü kapalı verdiği bilgilerden sonra Red Light District’e – ki buna ileride ayrı bir parantez açacağım – gidenler ve gitmeyenler üzere ayrıldık. Ayrıldık, çünkü burası bayanlar ve çocuklar için sakıncalı olabilirdi. İnceden de insanın içi kıpır kıpır oluyordu Red Light için.. Bakalım ne kadar özgürdü Amsterdam ya da neden böyle deniyordu ? Rehberi takip ederek ara sokaklara dalınca sebebini gayet iyi anladık. Farklı bir dünyadaymış gibi hissettik bir anda kendimizi. Camekan odalarda yüzde doksan oranında çıplak hatunlar etrafa öpücükler gönderiyordu. Tabi bir taraftan cool takılıp vaziyeti çaktırmıyorduk diğer yandan da gözümüze kestirdiklerimize çentik atmayı ihmal etmiyorduk :) Malum tura gitmeden önce tüm planlar aslında burada yoğunlaşıyordu.

Neyse devam edelim..Dar sokakların iki yanındaki hatunların arasından süzülerek diğer caddeye çıktık.  Buralarda da sex shoplar falan hemen göze çarpıyordu. Amsterdam’da kısaca buralardaki faaliyetler ve hatta coffee shoplarda hint keneviri satmak bile (18 yaşından büyüklere) tamamen yasal. Ancak bağımlılık yaratan eroin tarzı maddeler ise yasak…

Bu şekilde biraz daha dolandıktan sonra en son yeniden Dam Meydanı’na geldik ve daha sonra iki saat falan serbest takıldık. Bunlar ertesi gün Amsterdam‘ı fethetmek için yapılmış olan ısınma turlarıydı. Bu serbest zamanda patates kızartmalarımızı alıp etrafı turladık ve en son buluşma noktasına geldik ve otobüsümüze atlayıp merkezden yaklaşık yarım saat uzaklıktaki Hoofddorp’taki otelimiz Crowne Plaza’ya vardık. Sonrasında odalara yerleşme.. Daha sonra otel lobisinde rehberin tuzak turlarına katılmayacak elemanlarla ertesi günün rotasını çizmeye başladık. Malum, ertesi gün Paris’te serbest takıldığımız günkü gibi günü dolu dolu yaşama hayalleri kuruyorduk.

[Gezi Tarihi : 02 Şubat 2012, Perşembe]

One yorum

Yorum Yap

E-mail adresiniz yayınlanmayacaktır. İşaretli alanların doldurulması zorunludur. *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

WpCoderX