lüksemburgta-gezilecek-yerler

Avrupa Yolculuğu 5.Gün : Lüksemburg

Paris’te geçirdiğimiz dopdolu üç günün ardından rotamız şimdi Lüksemburg’tu. Rehberin bize anlattığına göre orada yapacak pek fazla bir şey olmayacaktı. Bu yüzden erkenden çıkmamıza da gerek yoktu. Ancak otelde beklemektense yola çıkmanın daha iyi bir fikir olacağını düşündüğümüzden sabah saat dokuz buçuk gibi otelden çıktık. Ancak Paris’ten ayrılmak zor olmuştu bizim için..Hele bir de, üç gün boyunca saklanan güneşin, ayrıldığımız gün bize nazire yaparcasına bulutlar arasından sırıtışını görmek, kendimizi daha kötü hissetmemize neden olmuştu…Gerekli hazırlıkları yaptıktan sonra yola çıktık.Yolu yarıladığımızda şampanyalarıyla ünlü Reims’te mola verdik. Dinlenme tesislerindeki kafeteryanın vitrinlerinde yer alan şampanyalara biraz bakındık falan, sonra tekrar yolumuza devam ettik. Yaklaşık iki buçuk saat daha gittikten sonra sonunda Lüksemburg şehrine ulaştık ve Ulusal Birlik Anıtı’nın hemen yanında durduk..Bulunduğumuz bölgenin adı ise Place de la Constitution, yani Anayasa Meydanı idi..Hava güneşliydi ama inanılmaz bir soğuk vardı..Yine de titreye titreye yola devam ettik. Gezimize önce Petrus Vadisi’ni görerek başladık. Şehir, bu derin vadi ile adeta ikiye bölünmüş. Zaten bu sebeple alt şehir-üst şehir diye sınıflandırılmış. Biz gezimizi üst şehirde gerçekleştirdik. Boş zamanımızda aşağıya vadiye de inebilirdik ama sonra vazgeçtik. Buraya dik merdivenlerle ve hatta asansörle bile inilebiliyormuş.. Vadiye ve içindeki Adolphe Köprüsü’ne üstü kapalı şöyle bir göz atıp birkaç fotoğraf çektikten sonra yolun karşı tarafına geçtik. Burada ilk dikkat çeken şey Paris’teki kadar büyük olmasa da Notre Dame Katedrali’ydi. Burayı en son gezecektik. Lüksemburg’ta olduğumu ispatlamak ve biraz da hava atmak için aklıma gelen ilk şey ise belediye otobüsünü çekmek olmuştu.Ama sonradan anlayacaktım ki, Lüksemburg’ta hava atacak bir şey yok..
luksemburg-gezisi
Lüksemburg Belediye Otobüsü

Biraz daha içlere doğru ilerlediğimizde karşımızdaki yer Adalet Sarayı’ydı. Yine şöyle bir baktıktan sonr aşırı soğuktan donmamak için rüzgar olmayan taraflara doğru kaydık. 1890’da Dük ve ailesinin konutu olan ve günümüzde Dük tarafından sadece resmi toplantılarda kullanılan Büyük Dükalık Sarayı’nın önüne geldik. Kapının önünde soğukta put gibi bekleyen askere acımadım desem yalan olmaz. Askerliği çok, zamanında biz de tuttuk nöbet..Her neyse, aralardan öylece devam ettik. Belediye Binası’nın önünden geçtik sonra kendimizi Place d’Armes meydanında bulduk..Cidden Lüksemburg’ta yapacak hiç birşey yok desem herhalde yanılmam. Resmi binalar falan var işte..Sonra bizdeki İstiklal Caddesi havasındaki Grand-Rue’de kısa bir tur attıktan sonra S’ius ile karnımızı doyurmak için çorbacıya gittik. Oraya ulaşmadan önce yine bir Türk lokantası dikkatimizi çekti; ancak Brüksel’de edindiğimiz tecrübeden sonra girmekten vazgeçtik ve hemen yanındaki çorbacıya girdik. İsmini şimdi unuttum; hatta kartını bile almıştım. Çok ilginç bir sloganı vardı..Neyse gelelim çorbaya..Çorbayı tarif etmek zor. Mercimek çorbası gibi ama böyle insanın ağzına ıspanak tadı falan geliyor. Zar zor bitirdik. Ekmek de olmasa kusacaktık. Kıçı kırık çorbaya bile 5,90 € vermiştik. Olsun..ne de olsa artık Avrupalıydık.

luksemburg-turu
Ekmekle gelen mutluluk..

Gezip görecek ekstra bir şey olmayınca otele dönüş için toplanma saati akşam beş olarak kararlaştırılmıştı. Kalan kısa vaktimizde ara sokaklarda dolaştık ve kendimizi bir anda etrafı hükümet binaları ile çevrili Place Clairefontaine denen küçük bir meydanda bulduk. Burada bulunan heykel de Grand Düşes Charlotte’a aitmiş. Bir kaç lüks araba ve gördüğümüz bir kaç takım elbiseli adamdan sonra önemli bir yerde olduğumuz kanaatine varmıştık.

luksemburg-turu
Place Clairefontaine

Place Clairefontaine’nin yan tarafından takip ettiğimiz yol bizi tekrar Place de la Constitution’a ulaştırdı. Oraya vardığımızda o ana kadar Lüksemburg’ta gördüğümüz en görkemli yapı olan Notre Dame Katedrali’ne girip gezimizi tamamlamaya karar verdik. Paris’teki katedraller kadar etkileyici olmasa da yine de gezip görmek gerekir. Ancak, fazla bir şey bulma ümidiyle giderseniz hayal kırıklığı yaşayabilirsiniz. Bu sadece katedral için değil tüm Lüksemburg için geçerli.

luksemburg-turu

İçeriye de şöyle bir göz attıktan sonra kapanışı, akşam üzeri gün batımında verdiğimiz artistik poz ile yapıyoruz. Sonrası malum, otobüse atlayıp doğru otele..Hani şimdi otele döndükten sonra gece hayatına akayım diyorsan orası da zor; çünkü Avrupa’da insanlar erkenden kepenkleri kapatıyor. Bizdeki gibi değil yani. Hele Lüksemburg gibi küçük bir ülkedeysen..Onun yerine, artık iyice kaynaştığımız turdaki arkadaşlarla otelde muhabbet faslı falan yaptık..Ancak, S’ius’un kehanetleri sonrası artık daha fazla dayanamayan ben, çareyi yatmaya gitmekte bulmuştum. Malum yarın büyük gündü..Rota Köln üzerinden özgürlükler şehri Amsterdam’dı.

[Gezi Tarihi : 1 Şubat 2012, Çarşamba]

2 yorum

Yorum Yap

E-mail adresiniz yayınlanmayacaktır. İşaretli alanların doldurulması zorunludur. *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

WpCoderX