amsterdamda-gezilecek-yerler

Avrupa Yolculuğu 7. Gün : Amsterdam’ın Fethi

amsterdam-turu
Günün anlam ve önemi..
Rehbersiz geçireceğimiz bir tam günden olabildiğince yararlanmak için sabah saat sekizi beş-on dakika geçe, 5-6 kişilik ekiple otelden ayrıldık..Hava inanılmaz soğuktu ama biz buna alışıktık. Çünkü geçtiğimiz altı günün hemen hemen hepsinde de aynı durum söz konusuydu..Şanslıydık ki, bu altı günün hiç birinde herhangi bir yağışla karşılaşmamıştık – ki bu, tüm yolculuk boyunca izlediğimiz rota için olağanüstü bir durumdu..

amsterdam-turu
Hoofddorp Tren İstasyonu..

Amsterdam Centraal Station’a gitmek için binmeyi planladığımız 8:35 trenine yetişebilmek için otelden yaklaşık on dakika uzaklıktaki Hoofddorp tren istasyonuna vardık..Gözlerimiz bilet alabileceğimiz bir yer aradı ve en sonunda bir tane bilet makinesi bulduk. Ancak menü işlemlerinde bir türlü sonuca ulaşamıyorduk. Yaklaşık bir 15 dakikamız burada geçmişti ve biz hala biletsizdik. Tabi treni de kaçırmıştık haliyle.. Bir sonraki tren ise saat 9:05’teydi..Neyse sonunda, biletlerin köşedeki bayiden alındığını öğrendik ve 9,5 € bayıldığımız gidiş-dönüş biletlerimizi aldık ve trenin gelmesini bekledik..Trenimiz geldi ve yaklaşık yarım saat süren yolculuğun ardından artık Amsterdam’ın merkezindeydik..

Daha önceden de belirlediğimiz gibi, ilk iş olarak kanal turu yapmak üzere Centraal Station’ın karşısındaki “Holland International” ı tercih ettik ve adam başı 10 € ödedik. Tabi burada şunu belirtmek gerekir ki, eğer Amsterdam genelindeki indirimlerden yararlanmak istiyorsanız öncelikle Amsterdam Card’ı satın alın. Çünkü bu kart ile bizim yaptığımız kanal turu ücretsiz..Tüm telkinlerime rağmen grup olarak hareket etmenin zararı burada da ortaya çıktı ve sonuç olarak turu yaptıktan sonra kartı satın almak gibi bir ahmaklık yapmış olduk..Tur yaklaşık 1 saat sürdü ve civardaki bir çok kanaldan, donan sulardaki buzları kırarak geçtik. Neredeyse bütün kanallar hemen hemen aynıydı ancak yine de karşılaştığımız manzara olağanüstüydü. Farklı kanallardan geçtiğinizde görebilecekleriniz, kanal kenarlarındaki prefabrik evler, Amsterdam’ın meşhur binaları, kanal üzerindeki köprüler, Munt Kulesi ve tabi bizim gibi kışın giderseniz donmuş vaziyetteki kanalın üzerinde keyif yapan kuşlar..

amsterdam-gezisi
Donmuş kanalda martıların keyfi..

Geçen altı günde olağanüstü bir şekilde tek bir yağış ile karşılaşmamışken bu kez kaçamadık ve tekneden iner inmez kar fırtınasına yakalandık. Hava da müthiş soğuk olunca hem ısınmak hem de bir şeyler içmek için kendimizi civardaki kafelerden birine attık. Bir yandan 2,25 € bayıldığım capuccino’mu yudumlayıp Amsterdam Card kitapçığında gidebileceğimiz yerleri incelerken diğer yandan da yan masadaki İngiliz kızlarla kesişiyorduk :)..Kar yağışının durması için ağırdan alıyorduk biraz da ama yağışın durmaya niyeti yoktu. Yaklaşık kırk dakika falan oturduğumuz kafeden tam öğlen vakti kalktık. Kar yağışı çok da azalmasa da yine de devam ediyordu..Tabi bu durum bizi engelleyemezdi..Hedef bu kez Van Gogh Müzesi’ydi..

amsteram-turu
I AMsterdam olduk..

Merkezden 2 numaralı tramvaya binerek Van Gogh Müzesi’ne ulaştık..Normalde girişin 14 € olduğu müzeye Amsterdam kartımız olduğu için ücretsiz girdik. Not olarak, girişte sırt çantalarınızı da vestiyere bırakmanız gerektiğini belirteyim..

İçeriğe bakarsak, dört katlı olan bu müzede Van Gogh’un eserleri, Hollanda’nın yanı sıra Antwerp, Paris, Arles, Saint-Rémy ve Auvers-sur-Oise gibi hayatının belli dönemlerinin geçtiği yerlere göre sınıflandırılmış..Resim ve tablolarla ilgili entellektüel düzeyde pek fazla bilgim olmasa da, inanılmaz derinlikte yapılmış birçok tabloya hayran kaldığımı itiraf etmeliyim..Kendi objektifimden birçok fotoğrafı paylaşmak isterdim; ama maalesef içeride resim çekmek yasak..

İki saatten fazla zaman harcadığımız müzenin giriş katında ise hediyelik eşya satan bir dükkan var. Her kesime hitap eden birçok şey bulabilirsiniz burada..Ben, üzerinde Van Gogh’un tabloları olan ve sekizli paket içindeki magnetlerden aldım.

van-gogh-muzesi-giris
Van Gogh Müzesi’ndeyiz..

Müzeden çıktığımızda saat üç olmuştu. Kartımızın geçerli olduğu ve Van Gogh müzesine çok yakın olan Diamant (Elmas) Müzesi’ne gittik ama buraya gitmesek de olurmuş. Adından da anlaşılacağı elmas, yüzük gibi tıngırtıların bulunduğu bir yer. Kısacası fazla bir beklentiniz olmasın..Burada fazla zaman kaybetmeden az ötedeki Rijksmuseum’a gitmeyi düşündük ama hem kartın geçerli olmaması ve sanat galerisi tarzındaki bir müzeye 14 € bayılmak yerine orayı dışarıdan fotoğraflayı tercih ettik..Ancak Museumplein bölgesinde belki de en keyif aldığımız şey “I amsterdam” yazısı önünde resim çekilmekti. Tabi etrafta birçok amele turist olduğundan çektiğimiz hiçbir resim işe yaramadı. En son ayrılırken sade bir tane yakalayabildim ancak..

amsterdam-turu
Museumplein’da I amsterdam..

cinili-seramikMuseumplein’da işimiz bittikten sonra tramvaya atlayıp Keizersgracht’ta indik. Manzaraya karşı çekilen birkaç resim işleminin ardından birkaç mağazayı dolaştıktan sonra sıkılan ben, S’ius’u ikna edip ekibin diğer kalanıyla merkezde buluşmak üzere Amsterdam Tarih Müzesi’ne gittik. Zaten kısıtlı zamanda koşar adımla gittiğimiz müzenin kapanmasına henüz on dakika kala oraya vardık ama görevliler erkenden eve gazlamak için müzenin kapalı olduğunu söylediler..Tüm çabalarımıza rağmen müzeye giremedik..Ne yapalım, edelim derken Tulip (Lale) Müzesi’ne gitmeye karar verdik. Uzun yürüyüşün ardından sağa sola sora sora müzeyi bulduk..Burası da Elmas Müzesi gibi küçük ve fazla bir şeyin olmadığı bir yer..Tek ilgimi çeken şey Lale Devri’ni anlatan resim ve Türk seramikleriydi…
tulip-museum
Artık hava yavaştan kararmaya başlamıştı..Jordaan üzerinden geze geze Amsterdam’ın merkezine, Dam Meydanı’na geldiğimizde akşam olmuştu bile..O kadar yürüdükten sonra yeniden enerji depolamak için karnımızı doyurmalıydık..Bijenkorf’ta Uzak Doğu usulü makarnaya benzer saçma sapan yemeğin ardından Emel ablamızın şarabından içtikten sonra sıra geldi Red Light’ı turlamaya..Öncelikle Red Light District denilen Kırmızı Fener Bölgesi’ne değinelim..

Amsterdam’a özgürlükler şehri denmesinin ilk nedenlerinden biri de seks’in yasal ve serbest olması..Bu bölgede birbirinden güzel kızlar, kapılarında kırımızı ışıkların yandığı küçük camekan dükkanlarda şehirdeki talebe karşılık veriyor. Burası ilk bakışta sadece erkeklerin gezmesine uygun olarak görülse de aileler dahi bu dar sokaklarda cirit atabiliyor..Yalnız şunu da belirtmeden geçemeyeceğim ki burası, soğuk kış günlerinde insanın içi gerçekten ısıtan cinsten :)

red-light-district-ucretler
Red Light District’ten bir kare..

Şunu da belirtmek gerekiyor ki fotoğraf çekmek kesinlikle yasak..Aksi durumda kameranıza el koyulabiliyor ya da duyduğum kadarıyla yerel idare altındaki görevliler sizi yakalayabiliyor..Red Light’ta olay şu şekilde işliyor: Beğendiğiniz hatunun kapısını tıkırdatıp pazarlık yapıyorsunuz, sizi kabul ederse işinizi görüp çıkıyorsunuz..Yalnız Hollandalı hatun arıyorsanız biraz uğraşmanız gerekiyor; çünkü gördüğüm kadarıyla büyük çoğunluk Balkan & Slav karışımıydı..Şubat 2012 itibariyle one shot menünün de 50 € olduğunu belirtmeliyim..

Bunun yanında kırmızı ışık yanan yerlerin yerine mavi ışık yananlara da dikkat..Bunlar daha farklı hizmet veren yerler..Aman bir yanlışlık olmasın sakın :)

Red Light maceramızdan sonra sırada kumar masalarına dalmak vardı..Heineken Deneyimi’ne zamanımız kalmadığından soluğu direkt olarak Holland Casino’da aldık ve içeri girdiğimizde saat akşam 10’u gösteriyordu.. I Amsterdam kartımız olduğundan giriş için herhangi bir ücret ödemedik. Normal giriş fiyatı 5 € ve pasaportunuzun olması gerekiyor..S’ius ile beraber öncelikli hedefimiz poker oynamaktı ancak uzun sürebileceğini hesaba katarak minimum girişi 10 € olan Blackjack masalarından birine oturduk. Sırf zevk olsun diye aldığımız 50 € değerindeki çiplerimizle masaya oturduğumuzda içimizde çok değişik duygular oluşmuştu. Kendimizi filmdeymiş gibi hissediyorduk. Sonuç olarak sadece bir buçuk saat kaldığımız casinoda masadan 145 € ile kalkmak bana inanılmaz bir mutluluk vermişti. Hele hele gün içinde yapılan harcamaların bir kısmının parasının çıkması da ayrı bir mutluluk kaynağıydı..Denklemi de siz kurun artık !!

amsterdam-turu
Holland Casino..

Bir el daha, bir el daha derken saat on bir buçuğu geçiyordu.. Gece 00:34’teki son trene yetişmek için hızlı bir şekilde tramvaya atlayıp meydana geldik ve tüm Damrak’ı koşar adımlarla geçtikten sonra Centraal Station’a vardık.. Görevlilere sora sora Hoofddorp treninin kalktığı platfromu bulduk ve son anda trene yetiştik..Yaklaşık yirmi beş dakika sonra otelin bulunduğu Hoofddorp’ta indik..Hava soğuktu ve karda yürümek de çok zordu..Uykusuzluktan da ölüyorduk ayrıca. Bir an önce oteli bulmalıydık ama maalesef S’ius’un gösterdiği yönü takip edince gecenin bir yarısında resmen kaybolduk..Güç bela yolu hatırladıktan sonra otele vardığımızda saat gece ikiyi çoktan geçmişti..Sonrası malum..Duş bile almadan direkt olarak uyku.

Artık sadece bir yarım günümüz kalmıştı. Sonrasında İstanbul’a dönüş vardı; ama Amsterdam Arena‘yı ziyaret etmemek olmazdı..

[ Gezi Tarihi : 03 Şubat 2012, Cuma ]

3 yorum

  1. Bilet konusunda iyi yırtmışsınız :D

Yorum Yap

E-mail adresiniz yayınlanmayacaktır. İşaretli alanların doldurulması zorunludur. *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

WpCoderX