kusadasi-gezilecek-yerler

KUŞADASI GEZİ NOTLARIM

Henüz Türkiye turumu, Atina‘yı ve Roma’yı anlatmadan Kuşadası’na geçmemin nedeni, sizlere en taze bilgileri aktarmak istememdir. İnşallah yoğunluktan kurtulduktan sonra hepsini sırayla yazacağım. Gelelim Kuşadası macerasına.. Aslında, tüm izinlerimi ve hatta ekstraları kullandığımdan herhangi bir yere gitmem söz konusu değil gibiydi. Ancak bayram iznimi kullanmadığımdan kendime boşluk yaratıp soluğu Ege kıyılarında aldım.Bu Kuşadası’na ikinci gidişimdi. İlki 2006 yılıydı. Zaman darlığı sebebiyle önce uçakla gitmeyi düşünmüştüm ancak gecenin bir yarısı İzmir’e in, oradan otogara geç ve sonra Kuşadası’na araba bul derken varışım bayağı geç olacaktı. Onun yerine akşam on buçuk otobüsüyle sekiz buçuk saat süren yolculuğum sonrası sabah erken saatlerde Kuşadası’na vardım. İstanbul’dan direkt otobüsler mevcut.Neyse otogara geldiğimde hemen Almanya’dan gelen Hüseyin amcamı aradım, gelip beni aldı. Biraz muhabbetten sonra iki saatlik bir şekerleme yaptım. Kahvaltıdan sonra şöyle bir turlayalım dedik. Farklı bir yoldan ünlü Kadınlar Denizi’ne kadar indik. Kadınlar Denizi sahili adını, yetmişli yıllardan önce burada yalnızca kadınların yüzmesinden dolayı almış. Yalnız oraya gelmeden yol üzerinde dikkatimi çeken şey, artık yeşil alanların hızla ortadan kaldırılmasıydı. Blok blok evler, yazlıklar ve hatta yıllardır aynen duran inşaatlar…Tüm bunlara rağmen Kuşadası bir kere de olsa mutlaka gezilmesi gereken yerlerden.Yaklaşık yirmi-yirmi beş dakikalık bir yürüyüşten sonra nihayet Kadınlar Denizi’ne geldik. Etraf cıvıl cıvıldı.
kadinlar-denizi
Kadınlar Denizi Plajı

Sahil boyunca devam eden yürüyüş yolunda çeşitli restoranlar, hediyelik eşya dükkanları, kafeler, barlar, irili ufaklı dükkan ve alışveriş merkezi bulunuyor.

Kadınlar Denizi plajına girmek ücretsiz. Şezlong fiyatlarına gelince..İki şezlong+bir şemsiyenin fiyatı otuz liraymış. Tatil yöresi olduğunu varsayarsak çok da kötü değil. Neyse ilk gün denize girmedik. Biraz deniz manzarasında dinlendikten sonra dolmuşla şehir merkezine gittik. Vardığımız nokta bir kervansarayın önüydü. Buraya Öküz Mehmet Paşa kervansarayı deniyor. Öküz Mehmet Paşa, on yedinci yüzyıl sadrazamlarından biri ve bu lakabı almasının sebebi de babasının öküz nalbantı olmasıymış. Hatta kervansarayın yan tarafında bir yerde de heykeli var. Kervansaray, günümüzde turistlere yönelik Türk gecelerinin yapıldığı bir işletme olarak hizmet vermekte.

Kervansarayın tam karşısında Scala Nuova ya da Türkçesiyle “Yeni Liman” var. Araştırmalarım sonucu buradan günübirlik Türkiye’ye en yakın Yunan adası olan Sisam ya da Yunancasıyla Samos adasına gidilebiliyor. Feribot sabah sekiz buçukta kalkıyor ve dönüş ise saat akşam beşte. Acenteler tur düzenliyor. Fiyatları da 40-50 euro civarı bir şey. Kısmetse bir dahaki sefere deneyeceğim.

Sahil şeridini de komple dolaşıp çarşı içine dalarak eve geldik. Hesaplamalarıma göre tam on kilometre yürümüşüz. Buz gibi karpuz ve ardından uyku faslından sonra sahilde çayımızı, kahvemizi içmek için yeniden şehir merkezine indik. Güvercinli Park’ta içeceklerimizi alıp muhteşem manzaranın tadını çıkardık, gün batımını izledik.

kusadasi
Güvercin Adası eşliğinde çay keyfi..
Ertesi gün abiminde bize katılmasıyla biz Gringolar, kahvaltıdan sonra plaja gittik ancak Kadınlar Denizi’nin kalabalık olacağını tahmin edip o hattaki son duraktan hemen önceki Green Beach’e gittik. Yanlış hatırlamıyorsam mavi bayraklı bir plajdı ama denizin ve plajın çok temiz olduğu söylenemez. Yine de hemen hemen tüm günümüzü orada geçirdik. Akşam üzeri ise yine soluğu sahilde aldık.Üçüncü ve son günüm en keyif aldığım gündü. Bu kez sabah daha erken kalkıp kahvaltıdan sonra Güvercin Adası’ndan kalkan teknelerle civardaki koyları gezdik ki gerçekten müthişti.
gulet-tour
Tekne turu başlıyor..
Genel olarak tekne turlarında üç koy dolaşılıyor. İlkine varış yaklaşık bir saat sürüyor ve koyda iki saat demirli kalınıyor ve bu iki saatin sonunda tura dahil olan yemek servisi başlıyor. Kola ve su gibi içecekler sınırsız. İlk koy şöyle bir şeydi:
kusadasi
Buranın adı altın kum olmalı..
Buranın denizi ilk bir iki metre taşlı, sonrası insanın ayağına sanki masaj yapan mükemmel kuma sahip. Kumu aynı zamanda altın gibi. Elinizle kumu dağıttığınızda sanki altın tanecikleri etrafa yayılıyor.İkinci ve üçüncü koylarda ise plaja yaklaşık elli metre mesafede demir atılıp teknenin üst katından suya atlama imkanı veriliyor. Denememek olmazdı tabi..
gemi-turu
Gümüldür-Özdere mevkiindeki ikinci koy ise sanki Victoria’s Secret defilesi gibiydi :)

Bu iki koyda da yaklaşık kırk beşer dakika zaman veriliyor. Sonrası ise muhteşem dalgalar içinde başlangıç noktamıza dönüş.

Hemen hemen tüm firmalar aynı özellikte turları yaptığından seçim konusunda zorlanabilirsiniz. Bizim gözümüze Big Baba adlı tekne daha büyük ve bakımlı geldiğinden onu tercih ettik. Personel de gayet ilgili.

Gece hayatına gelince..Burada da birçok tatil yöresinde olduğu gibi Barlar Sokağı var. Yani yaklaşık bir on tane mekan. Barlar genelde yabancı turistlere yönelik olduğundan Irish bar gibi isimlere sahip. Akşam saat on bir gibi keşif amacıyla buradan geçtiğimde dikkatimi çeken şey neredeyse tüm mekanların boş olmasıydı. Bilmiyorum belki gece henüz başlamamıştır. Ancak gün içindeki turist yoğunlugunu göz önüne alınca gerçekten ilginç.

Üçüncü günüm de bu şekilde geçmişti. Artık akşama İstanbul’a dönüş vaktiydi..Yine de bu kadar dar zamanda bu kadar yeri gezebilmiş olduğum için kendimle gurur duymalıyım. Bir sonraki rotam neresi olacak ben de merak içerisindeyim.

[ Gezi Tarihi : 30 Ağustos-2 Eylül 2013 ]

Yorum Yap

E-mail adresiniz yayınlanmayacaktır. İşaretli alanların doldurulması zorunludur. *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

WpCoderX