pariste-gezilecek-yerler

Avrupa Yolculuğu 3. Gün : Paris’in Altını Üstüne Getirmek !!

Bir gün önceki yorgunluğumuza rağmen, sabah yine erkenden kalkıp daha yorucu olması aşikar bir gün için enerji depolamak adına, kahvaltıda yiyebileceğimiz her şeyi yemiştik. Rotamız Paris şehir merkeziydi. Bunun için önceden hazırlamış olduğum notlarıma önceki gece şöyle bir göz atmıştım. Yapmamız gereken ilk iş, otele en yakın metro istasyonu olan Noisy-Le-Grand Mont D’est’ e gidip ziyaret edeceğimiz bölgeleri kapsayan günlük biletlerimizi almaktı. Bunun için fazla vakit kaybetmeden istasyonun yolunu tuttuk. Yurt dışında ilk defa serbest takılmanın verdiği heyecanla her önümüze gelen Fransız’a istasyonun yerini soruyorduk. Çok geçmeden istasyona vardık ve 1. ve 4. bölgeler arasını kapsayan 10,5 € değerindeki günlük biletlerimizi aldık. Bu biletlerle otobüs hariç – ki orada da geçiyor- tüm ulaşım araçlarından yararlanacaktık.
paris-turu
Paris RER metro hattı

Önce biraz Paris metrosuna değinelim: İnteraktif metro şemasının, internette gördüğümde bende uyandırdığı ilk izlenimi, Ekşi Sözlük’teki bir elemanın yazdığı gibi, yirmi beş örümceğin grup sex yaptıktan sonra geçtiği ” ağ düzeni” olmuştu. Hakkaten de öyleydi ama. Bir kere ilk defa gördüğümde ” nasıl bir düzen lan bu?” dediğim bir haritaydı bu. Ancak karmaşık görünmesine rağmen, tabelalarla mükemmel bir şekilde yapılmış yönlendirmesi sayesinde bir kere bile yanlış metroya binmedik – ki gün içinde o kadar çok kullandık ki sayısını bile unuttum. Paris metrosu RER olarak adlandırılıyor ve faklı renkleri simgeleyen beş metro hattı var. Kırmızı hat RER A, mavi hat RER B, sarı hat RER C, yeşil hat RER D ve pembe hat ise RER E hattı. Bizim ilk kullandığımız ilk hat olmuştu ama aralarda aktarma yapınca bir çoğunu kullandık.

eyfel-kulesi-giris-ucreti
Eiffel göründü !!

Gelelim yolculuğumuza..RER A hattına binip yaklaşık yarım saatlik bir yolculuktan sonra Charles de Gaulle Étoile istasyonunda indik ve Champs Elyseés’ye doğru yürüdük ve caddedeki ilk gündüz fotoğrafımızı çektik. Daha sonra enlemesine iki cadde daha geçtikten sonra Eiffel Kulesi’ne gitmek için Place D’Iéna’dan aşağıya doğru kaptırdık. Attığımız her adımdan sonra Eiffel’e daha da yakınlaşıyorduk. Henüz kuleye bile varmadan birçok fotoğraf çekmiştik. Sağa sola bakına bakına bir müddet sonra kendimizi Eiffel Kulesi’nin gişelerinde sıraya girmiş halde bulduk. Rehberin anlattığının aksine çok da fazla beklemedik kuyrukta. Ancak yaz mevsimi olsa herhalde saatlerce beklemek zorunda kalacaktık. Normalde 13,40 € olan en üst kata çıkma ücreti yerine 24 yaşımda olduğum için 11,80 € verdim. Bu, tatil boyunca milli yiyeceğimiz olacak kruvasanın parasının çıktığı anlamına geliyordu.

paris-turu
Seine Nehri’ne kuleden bakış..

Devam edelim…Sıra bize gelince asansöre atladık ve heyecanla kulenin en tepesine kadar çıktık..Gördüğümüz manzara inanılmazdı : Tüm Paris ayaklarımızın altındaydı..Bir tarafınızda Parc du Champ de Mars, diğer tarafta Seine nehri ve daha bir çok önemli yapının kuş bakışı görünümü..İnsanın atlayası geliyor valla..Şu an tam hatırlayamıyorum ama tahminimce en az bir buçuk saat falan kaldık Eiffel Kulesi’nde..

Eiffel’den hevesimizi alınca Left Bank’ta yürüyebildiğimiz kadar yürüdük. Yol üzerinde Air France Binası’nı, Bourbon Sarayı’nı, Orsay Müzesi’ni, Seine Nehri üzerindeki köprüleri, Askeriye Müzesi’ni ve daha birçok önemli sayılabilecek yapıları gördük…St. Michel Köprüsü’ne geldiğimizde ise yönümüzü, diğer görülmesi gereken Notre Dame Katedrali’ne çevirdik..Yalnız şunu özellikle belirtmeliyim ki, Paris’teki yapılar mimari açıdan inanılmaz derecede muazzam..Paris’i Paris yapan en büyük özellik de bu olsa gerek.

 

notre-dame-katedrali-paris
Notre Dame’ın dış görünüşü..

…Left Bank’taki uzun yürüyüşümüzün ardından Paris’in ilk yerleşim yeri, Ile de la Cite üzerinde bulunan ve butik mimarisinin en önemli örneği olan Notre Dame Katedrali’ne gitmek için St. Michel’e vardık. Anlamadığımız şekilde millet arka taraftan dolaşıp turnike gibi bir yerden geçip katedrale giriyordu. Buna pek fazla kafa yormadan dümdüz daldık içeri..Para falan da vermedik. İnternetten araştırdığım kadarıyla 7,5 € idi giriş. Her neyse katedral gerçekten mükemmel. Dışarıdan baktığınızda zaten hayran oluyorsunuz. “Vay anasını be, bildiğin Notre Dame’a geldik be” diyor insan.

Giriş kapısında ve içeride bir çok yerde “Sessiz olun” yazısı dikkat çekiyor. Tabi ki magandalar sadece Türkiye’de yok. Bilinçsiz birçok turist – tahmin edeceğiniz üzere en çok Çinli ve Japon turistler – bize katedral içerisinde de panayır kurulabileceğini isptladılar.

Şimdi, Notre Dame’ın içindeki sütunlar şöyle, pencereleri böyle diye Wikipediavari bilgiler vermeyeceğim. İnsanı büyüleyen bir görünüşü var işte kısacası. Bizdeki camilerle karşılaştırdığımda gerçekten Batı dünyasının, ibadet yerlerine bizden fazla önem verdiğini rahatlıkla söyleyebilirim..Görsel açıdan cidden kusursuz..Şimdi diyeceksiniz İslam’da görsellik yoktur falan diye; ama gidip gördüğünüzde ne demek istediğimi anlayacaksınız…

paris-turu
Montaigne ile sohbet ederken..

Eiffel, ardından uzun bir yürüyüş ve üzerine Notre Dame ziyareti tüm enerjimizi tüketmişti. Tekrar canlanmak için bir şeyler yemeliydik. Bakına bakına caddeleri bir bir geride bıraktık..Sonunda Sorbonne Üniversitesi’nin yakınlarında sahibinin babasının Arap, annesinin ise İtalyan olduğu bir pizzacıya girdik ve karnımızı doyurduk.

Yaklaşık 1 saatlik aranın ardından serüvenimize kaldığımız yerden devam ettik. Önce, 13.yüzyılda inşa edilen ünlü Sorbonne Üniversitesi önünde poz verdik, sonra da üniversitenin hemen karşısında bir başına oturmuş etrafı seyreden Montaigne amcamla iki laf etttik.

Fazla oyalanmadan bir sonraki destinasyonumuza gitmek üzere haritalarımıza tekrar bir göz attık. Hazır yakınlarındayken önce Jardin du Luxembourg’a gitme taraftarıydım; ama çoğunluğun dediği oldu ve rotamızı Montmarte’taki Sacre Coéur Bazilikası’na çevirdik…
Sacre Coéur’a gitmek için bize o andaki en yakın istasyon olan Odéon’a gittik. Turnikelerden geçmek için biletimi okuttum ve tam geçerken itildiğimi farkettim..Aynı olay sabah bilet aldığımız istasyonda da olmuştu. Geç de olsa vaziyeti çakozlamıştım. Olay, bileti olmayan Paris vatandaşlarının başkalarının okuttuğu biletle geçmekten başka bir şey değildi. Bir de medeniyetlerin beşiği derler !!..Artık her gün yeni bir şeyler öğreniyorduk..Aslında iyi de bir tecrübe oluyordu. Yemişim rehberi !!

sacre-coeur-nasil-gidilir
Sacre Coéur

Neyse konuyu dağıtmayalım..Bizi Porte de Clignancourt yönüne götürecek metromuza bindik ve yaklaşık on beş dakika sonra haritada belirlediğimiz üzere Barbés-Rochechouart durağında indik..Aslında bir durak sonra da inebilirmişiz ya da Anvers yönüne ilerleyip fenikülere de binebilirmişiz o kadar yolu yürümemek için..Akılsız başın cezasını ayaklar çeker misali Montmarte’a doğru yürüdük de yürüdük..Bayağı yorulmuştuk..Onca yol ve acımasız merdivenlerden sonra gördük onu !! Yeşil vadiyi değil tabi Sacre Coéur Bazilikasını…

İçeriye adım attığımızda gerçekten büyülenmiş gibi olduk. Devasa sütunlar, tavanda yer alan gravürler, mozaikler falan insanın ağzını açık bırakıyor. Sadece dış görünüşü bile gerçekten olağanüstü güzellikte..Sacre Coéur’e sırtınızı verdiğinizde ise tüm Paris’in ayaklarınızın altında olduğunu görüyorsunuz. Üzerinde bulunduğumuz Montmarte tepesi de bildiğim kadarıyla Paris’in tek tepesiymiş..Montmarte’e gelmişken etrafı incelememek olmaz tabi. Bazilikanın arka tarafı olan ve sokak ressamların bulunduğu yer olan Place du Tertre’ye geçtik. Üç beş hediyelik eşya falan alıp yarım saatlik  tur attıktan sonra akşam karanlığında tekrar Paris şehir merkezine geri döndük ve Latin Quarter denilen bölgede kısa bir yürüyüşün ardından bir kafede oturduk..Kahve, çay, patates cipsi derken 0,5 litrelik pet şişe suyun 6,5 € olduğunu öğrenince orada daha fazla kalmamızın bir anlamı olmadığını düşündük ve kendimizi Concorde Meydanı’na attık..Saat iyice geç olmuştu; ama Eiffel Kulesi’ndeki lazer gösterisi de bizi oraya çivilemişti adeta. Gruptaki bir kaç kişi dönme dolap sefası yaparken ( Zed’in de dediği gibi “I hate ferris wheels” hesabı ) biz de etrafı çekmeye devam ediyorduk..

paris-metrosu

Artık dönüş vakti gelmişti. Tabelaları takip ede ede, Paris turumuza ilk başladığımız nokta olan Noisy-Le-Grand Mont D’est’e gitmek üzere metromuza bindik. Yarım saatlik yolculuktan sonra indiğimizde denizden karaya ayak basmışçasına sevinçliydik. Bizim için ciddi önem arz etmiş durak ile hatıra fotoğrafı çektirmemek de olmazdı tabi…

Tüm gün boyunca kilometrelerce yürümüştük ve zar zor kendimizi otele atabilmiştik. Yarın da çok hareketli ve doğal olarak yorucu olacak bir başka güne hazır olacaktık. Bir duş çakıp serinledikten sonra kendimi hemen yatağa atıverdim..Gezip göreceğimiz diğer yerler başta olmak üzere bir çok şeyi de hayal ederek sızıp kalmışım öylece..

Yarınki rota ise Paris Disneyland olacaktı.

[ Gezi Tarihi : 30 Ocak 2012, Pazartesi ]

2 yorum

  1. Emrah Dinçöz

    Paris metrosunda özellikle göçmenlerin insanları iterek turnikelerden geçme olayına ben de birkaç kez rastladım.

Yorum Yap

E-mail adresiniz yayınlanmayacaktır. İşaretli alanların doldurulması zorunludur. *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

WpCoderX