londra-gezilecek-yerler

Londra’da Gezilecek Yerler : ST. PAUL’S – TOWER BRIDGE – SOUTHBANK HATTI

Londra’ya ilk gelişimde hiç uğrayamadığım tarafları gezmeye gelmişti sıra. Başlangıç noktası olarak kendime Museum of London’ı seçtim. Daha sonra St. Paul’s Katedrali civarını biraz dolaşıp Cannon Street boyunca yürüyerek önce London Bridge’e, sonrasında Tower Bridge’e geldim. Thames Nehri’nin güneyine inip Imperial War Museum’a uğradım ve en sonunda yürüyüşümü Westminster Meydanı’nda bitirdim. Biraz dinlenip Leicester Square Underground İstasyonu’na yürüdüğüm mesafeyi de sayarsam kaba bir hesapla on bir kilometrelik bir yol katettiğimi söyleyebilirim. Bu rotanın alternatif günlerde yürüyüş güzergahı olabileceğini düşünüyorum.

Şimdi bu güzergah üzerinde neler var, onlardan bahsedeyim. Her zamanki gibi, güne merkez üssüm olan Lancaster Gate’ten başladım. Central Line (kırmızı hat) ile St. Paul’s istasyonunda indim. St. Paul’s Katedrali, Museum of London’dan daha yakın olsa da tekrar aynı yolu yürümemek için önce Museum of London‘a gittim.

 
londrada-gezilecek-yerler

Museum of London girişi

Museum of London’ın giriş kapısını bulmak çok da kolay değil. Bu mahale gelindiğinde yuvarlağımsı ve üzerinde boncuklu kertenkeleye benzer bir figür olan duvarla karşılaşıyorsunuz. Baktım olacak gibi değil, sokağı süpüren bir adama sordum sağolsun yolu gösterdi. Bu dediğim duvarın sol tarafında apartman dairesi gibi bir yerden içeri girip merdivenleri çıkınca üstteki resimdeki yere geldiğinizde artık Museum of London’dasınız demektir. 
 
Müze, kurulduğu yer bakımından büyük öneme sahipmiş, gidince anladım. Öyle ki, Romalıların kurduğu Londinium şehrinin surlarının bulunduğu ve aynı zamanda İkinci Dünya Savaşı’nda bombaların düştüğü yerin tam üzerine yapılmış. Zaten yukarıdaki resimdeki yol takip edildiğinde duvarların üzerinde İkinci Dünya Savaşı’nda bombaların düştüğü yerleri ve yıkıntıları gösteren birtakım resimler var. Her ne kadar bu müze anladığım kadarıyla dünyanın en büyük kentsel tarih müzesi olsa da içeride pek de bir numara yok. O yüzden tavsiye edebileceğim maksimum süre bir saat civarıdır. Bu arada müzeye giriş de ücretsiz.
 
Yine de blogumda anlatmak için burasıyla ilgili notlar almıştım. Mesela, müzeye girişte ilk sağ tarafta MÖ. 450.000 – MS. 50 yılına kadar geçen dönemi anlatan ve ilk insanların, resimlerin, eserlerin ve bilgilendirici yazıların yer aldığı “Londra’dan önce Londra” başlıklı bölüm var. Biraz ileride, bu tarihten 410 yılına kadar olan ve Roma İmparatorları adına basılmış altın madeni paraların da bulunduğu Romalıların Londrası başlıklı bölüm ve onun yanında da 16. yüzyılın sonuna kadar olan dönemin anlatıldığı Orta Çağ Londrası yer alıyor. En sonda ise 1500’lü yılların ortalarından 1600’lerin ortalarına kadar geçen dönemdeki savaşlar, yangınlar ve felaketlerin anlatıldığı bölüm var.
 
Dikkat ettim de sanki Romalıların ta Britanya’ya kadar gelmiş ve buraları işgal etmiş olmalarından çok memnunlar ve gurur duyuyorlar. Yine de bizdekinden kat kat az olan Romalıların şehre katkılarını bizden daha iyi tanıtıyorlar ya neyse..
 
Museum of London’ı kendi çapımda gezdikten sonra St. Paul’s Katedrali‘ne gittim. Giriş ücreti 16 pound olduğundan içerisini ziyaret etmedim ama Museum of London’da ahşaptan yapılmış ilk halinin maketini görmüştüm. Orada ayrıca kilisenin 1087 yılında yandıktan sonra 1320’lere doğru tekrar yapıldığı ve daha sonra yine 1666 Büyük Londra Yangını’nda yıkıldığı ve en son 1711’de Christopher Wren tarafından günümüzde hizmet veren katedralin yapıldığı anlatılıyor. Katedral ayrıca 1320’lerde yapıldığında İngiltere’nin en büyük katedraliymiş. Şu an ise en büyüğü Liverpool Katedrali’dir. Liverpool yazımda bundan biraz bahsedeceğim.
londra-gezilecek-yerler

St. Paul’s Katedrali

Dış görünüşü gerçekten muazzam olan katedralin uzağındaki birçok noktadan olduğu gibi avlusundan da çok güzel fotoğraf kareleri yakalanabiliyor. Benim en hoşuma giden açı bu olduğu için bu fotoğrafı paylaşmayı tercih ettim.

St. Paul’s Katedrali’ne şöyle bir göz attıktan sonra Cannon Street boyunca yürüyerek London Bridge’e geldim. Köprüye gelmeden hemen kenarda diyebileceğim yerde 1666’daki Büyük Londra Yangını’nda ölenleri anmak için yapılmış, bizdeki Çemberlitaş Sütunu gibi The Monument adlı bir anıt yer alıyor.

London Bridge‘i tam yarılayacaktım ki aslında gitmek istediğim yerin Tower Bridge olduğunu farkettim. Thames Nehri manzarasını bir de buradan izleyeyim diye buradan etrafı seyrettim.London Bridge’in önemi nedir diye sorarsanız şunu söyleyebilirim : Bugün tam bu köprünün bulunduğu yerde Romalılar yaklaşık iki bin sene önce ahşap köprü yapıp ilk kez nehrin iki yakasını birbirine bağlamışlar.

London Bridge’ten çıkıp Lower Thames Street ve akabinde Tower Hill’i takip edince Tower Bridge’ten hemen önce Tower of London beliriyor. Kale, daha doğrusu hisar diyelim, yaklaşık dokuz yüz yıllık  ve o dönemlerde olduğu gibi, televizyonlarda da görmüşüzdür, kırmızı kıyafetli ve kafalarında buffalo gibi tüylü bir çeşit şapka olan muhafızlar – ki Beefeaters deniyor – tarafından korunuyor. Eski zamanlarda kralların kaldığı ve hatta mahkumların hapis yeri olarak kullanılmış. Tower of London civarında tur satan birkaç acente falan var. Geçerken mutlaka görürsünüz.

londra-gezilecek-yerler

Tower of London

Fotoğrafı çektiğim noktadaki caddeden biraz aşağıya yürüyüp sağa dönünce Thames Nehri üzerindeki köprülerden en görkemlisi olan Tower Bridge‘e vardım. Hakikaten döndükten sonra fotoğraf arşivime baktım. Londra’da en çok fotoğrafı burada çekmişim. Bu alttaki fotoğrafı ise Greenwich’e tekne ile giderken çekmiştim.

londra-gezilecek-yerler

Tower Bridge

Hani Londra manzarası çizmem istense ortada bu Tower Bridge olur. Diğerlerini söylemeye gerek yok zaten. Biri kırmızı telefon kulübeleri, diğeri de siyah taksiler..

Neyse konumuza dönelim. Tower Bridge’in aynı zamanda içini de ziyaret etmek mümkün. Bu kısım Tower Bridge Exhibition. Burada bir yandan köprünün tarihi ve nasıl çalıştığı hakkında bilgiler verilirken diğer yandan da panoramik bir manzara sunuyor.

Hafiften yorulmaya ve acıkmaya başlasam da yürümeye devam ettim ve sonunda köprünün diğer yakasına geçip ilk kez Thames Nehri’nin güneyine inmiş oldum. Bu kısımlarda öyle görülecek çok da fazla bir şey yok. Yine de sevindirici olan şey, civarda hep lokal insanların oluşuydu. Neyse, haritaya bakıp Tooley Street’i takip ederek Southwark’a geldim. Bu noktanın biraz kuzeyinde eski bir elektrik santrali olan ve içinde, dünya çapında bilinen modern sanat koleksiyonları ile çeşitli sergiler barındıran Tate Modern yer alıyor.

Southwark’tan Blackfriars Road boyunca dümdüz aşağıya doğru giden yolu takip ettim ve Imperial War Museum‘a geldim. Etrafta fazla kimse yoktu. Müzenin kapalı olmasından korkuyordum. Buraya gelmeden internetten araştırdığım kadarıyla ziyarete açık olması gerekiyordu. Hemen müze girişinde şık giyimli bir adama sordum ve bana “Korkarım ki 19 Temmuz’a kadar kapalı, Sir” dedi. Ben de “Korkmanıza gerek yok, kapalıysa kapalıdır. Next time” diyerek yönümü son güzergahım olan Westminster‘a çevirdim. Gerçi bayağı merak ediyordum bu müzeyi.

londra-gezilecek-yerler

Imperial War Musum

Westminster Köprüsü’nü geçtiğimde Fransa Bisiklet turu nedeniyle her yerin inanılmaz kalabalık olduğunu gördüm. Dolayısıyla caddeler de araç trafiğine kapalıydı. London Bridge ve Tower of London civarında da bu şekildeydi.Artık Southbank’ın merkezi olan kısmındaydım. Burada Westminster Köprüsü’ne gelmeden sol tarafta Florence Nightingale Müzesi – ki İstanbul’da da var – biraz yukarda sağ tarafta ise London Eye ve Sea Life London Aquarium var. Bunun dışında kültür-sanat ile ilgili çeşitli galeri merkezleri de yer almakta.

Westminster’a güney taraftan girince daha önce fotoğrafını çektiğim yapıları farklı açılardan da fotoğraflama şansı yakaladım. İşte Palace of Westminster’in o muhteşem görünümlerinden biri :

londra-gezilecek-yerler

Westminster Sarayı

En nihayetinde yorgunluktan bedenim titremeye başlasa da Westminster meydanına gelmeyi başardım. Bir yerde dinleneyim derken bir anda bağrışmalar duydum. Bir de baktım çıplak bir kız bağırarak eylem yapıyor, görevliler de onu kollarından ve bacaklarından tutup kaldırmaya çalışıyorlardı. Ne dediğini tam olarak duyamasam da FEMEN’den olduğu kesindi.Neyse tam dinleneyim derken yağmur başladı. Mecburen hızlı adımlarla kendimi önce Whitehall’dan yukarıya doğru Leicester Square’e, oradan da UK gezim boyunca hayatımı kurtaran Tesco marketlere attım. Sonrası malum. Hostele gidip duş alıp biraz kestirdim. Akşama tekrar bir Soho‘yu turlayıp anıları tazelemeyi düşünüyorum…
[Gezi Tarihi : 7 Temmuz 2014, Pazartesi]

One yorum

Yorum Yap

E-mail adresiniz yayınlanmayacaktır. İşaretli alanların doldurulması zorunludur. *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

WpCoderX